Nasıl Yenilikçi Olunur ve Nasıl Yenilikçi Kalınır?

Türkiye, yenileşimi ‘çoktan halletmiş’ gibi davranıyor oladursun; başta global teknoloji firmaları olmak üzere, dünyanın ileri gelen kuruluşları ‘nasıl yenilikçi olunur ve nasıl yenilikçi kalınır’ın formülünü bulma savaşında. Yenileşim, uzun soluklu bir uğraş.

12-13 Haziran’da WOBI (World of Business Ideas) tarafından New York’ta düzenlenen World Innovation Forum’a katıldım. Öncesinde Google’ın ofisini ziyaret etme şansı buldum.

Ve şahit oldum ki, “yenileşim (inovasyon) söylenmez, yaşanır!”

2013 Google I/O Yazılım Geliştiriciler Konferansı, Google’ın yenileşim yolculuğunu amansızca sürdürdüğünü bir kez daha ortaya koymuştu. Günde bir milyarlık aramalara ulaşan ‘arama motorunun’ çok ötesine geçen yenilikçi ürün ve hizmetleriyle resmen bir ‘Google Ekonomisi’ geliştirdi. Kuruluşundan itibaren yenilikçi, genç, dinamik imajını koruyabildi. Çocuksu, renkli logosundan tutun da, alışılageldik normlardan farklı işgücü stratejileri, insanî tutumu, ofis ortamı, reklamları, aklınıza gelebilecek tüm boyutlarda farklı yaklaşımları ile ‘yenilikçiliği’ bir yaşam tarzı olarak benimsediğini gözlemlemek mümkün.

Bize ev sahipliği yapan, yayıncılık endüstrisinin başındaki Gavin Bishop, Google’ın yenileşim tanımını şu şekilde ortaya koydu:

“İnovasyon = yeni (pazar açısından) + şaşırtıcı (kullanıcı ve müşteriler açısından) +                           radikal bir fayda”.

Sloganları ‘tedirgin edici biçimde heyecanlı hissetmek’. Ardından da Yenileşim Prensiplerini şöyle sıraladı:

  • Yenileşim, her yerde olabilir: ‘İnterneti giyebilsek nasıl olurdu?’ düşüncesi ile ortaya çıkan Google Glass, en güzel örneklerinden.
  • Kullanıcına odaklan: örneğin, Google Instant; bilgi kaynaklarının çokluğu karşısında kullanıcılar hızı önemsemekte.
  • Büyük düşün: Larry Page, insanların en az yatırımın 10x misli etki yaratabilecek projeler peşinde olmasını cesaretlendiriyor.
  • Teknik anlayışı önemse: Kendi kendine sürülebilen araba kavramı, yoldaki her zerreyi kayda alabilen yüksek teknolojili sensörlere dayalı.
  • Ürünü Müşterinle birlikte geliştir: Bu cesur davranışı her firma yapamaz, oysa Google’ın kullanıcıları buna hazır. Ürün %70’ler oranında hazırken, kullanıcısına sunulabilmekte. Önemli olan ürünü hızlı biçimde piyasaya sunabilmek ve kullanıcı deneyimi ile geliştirmeye devam etmek. Google Glass, ilk aşamada 1,500’den fazla kullanıcının geri bildirimine sunulmuş.
  • Meşhur ‘%20’ yaklaşımını da daha iyi anlama şansı buldum. “Hafta beş gün, Google’cılar bir günü oturup düşünüyor” gibi bir algıyı derhal düzeltmek gerek. Kendini Google’ın bir parçası hisseden, işine ve yeni fikirler geliştirmeye odaklanan herkes, her daim yeni fikir geliştirmeye odaklı. Hafta sonu olsun, gece yarısı olsun. Google News, G-mail hep bu uygulamadan ortaya çıkmış.
  • Açıklığı prensip edin: yenileşim her yerden gelebilir. Örneğin, Karaçi, İslamabad’da sokak verilerini kullanıcılar işliyor.
  • Başarısızlığı da hakkıyla yaşa: Öngörü ve çıkarımlar büyük deneyimlerle oluşur. Başarısızlık doğaldır, duygusallığa kapılma; öğreneceklerini öğren, ürünlere entegre et ve hızla geç.
  • Anlamlı bir misyonun olsun: yüzlerce fotoğrafı bir araya getirip, geçmişine sahip çıkmak gibi.

İnsanlar gerçek anlamda kendilerini işlerine verebilmekte ve yaratıcılıklarını ortaya koyabilmekte. Google’ın insan ve yenileşim laboratuvarı PiLab’ini (People & Innovation Lab) yöneten Jennifer Kurkowski, insanın temelde ve ilk prensip olarak düşünüldüğünü vurguluyor. Google’cılar insanlar ve dünya için anlamlı ‘cool stuff’ üzerinde çalışmak için işe geliyorlar. Birlikte çalıştıkları kişileri takdir ediyorlar. Birçok konuda iyi olan düşünsel entelektüeli yüksek ve kültüre uyacak insanları seçiyorlar. “Beş yıl sonra ne gibi ürünlere sahip olacaklarını bilmeyen bir şirkette iseniz, gelecekte de iyi olacak insanları seçebilmelisiniz”.

Gerçek anlamda özgürlük ve güvenin hissedildiğinden bahsetmekteler. Farklı görüşlerin, sınır zorlamanın, meydan okumanın olağan olduğundan dem vurmaktalar. Ciddi miktarda gelişim programları, projelerle çalışma, veriyle (bilgiyle) çalışma, paylaşılan bilgi, açık ofis hep aynı yaklaşımın uzantıları. Terfide, yöneticiden ziyade, eş düzeydekilerin söz hakkı var mesela. Ürünlerini öncelikle kendi çalışanları deniyor. Ofis tasarımında ‘elverişlilik’ önemseniyor. Fikirlerin yazılabildiği ‘felsefe duvarları’, çalışma ortamına birkaç adımda ulaşılabilen atıştırma merkezleri (örneğin Lego tasarımlı), teknoloji ve kullanılabilirlik köşeleri, küçük sanal konferans odaları, farklı ve rahat tasarımda toplantı köşeleri, masaj, langırt, bilardo, spor salonu, scooterlar… dikkat çekici.

Yayın: OPTİMİST Ağustos 2013

* * *