Gelişim önemlidir. Ekonomik, sosyal ve çevresel gelişim konuları arasında, artan enerji talebinin güvenli biçimde sağlanabilmesi öne çıkmakta. Zira, günümüz dünyasında bir ülkenin sürdürülebilir kalkınma hamlelerini gerçekleştirmesi, toplumsal refahı yükseltmesi ve küresel ölçekte rekabet gücünü artırması için enerji, temel ve vazgeçilemez unsurlardan. Enerji, saniyeden, eğitime; sağlıktan, iletişime kadar olmazsa olmaz bir girdi. Enerji gereksiniminin, doğayı koruyarak, yenilenebilir enerji kaynaklarından istifade ederek, verimli ve sürekli bir tedarikle temin edebilmek önem arz etmekte. Düşük fiyat, güvenlik, verimlilik, yerellik, kaynak çeşitliliği, yenilenebilme, temiz ve çevre dostu olabilme, yaratıcı ve yenilikçilik sayesinde farklılık yaratabilme ve ekonomik getiri sağlayabilme gibi unsurlar, enerji sektörünün kritik başarı faktörlerinden.

Bu anlamda, maliyetleri oldukça düşük, yenilenebilir olduğundan tükenmesi zor ve konvansiyonel yakıtların aksine çevre ve insan sağlığı için önemli bir tehdit oluşturmayan rüzgâr enerjisi kaynaklarının önemini vurgulamak gerek. Rüzgâr gücü, enerjisi ve teknolojisi günümüz dünyasında bütün ülkeler ve çevreler tarafından kabul görmüş, faydası tartışılmaz, temiz ve yenilenebilir enerji kaynağı olarak karşımıza çıkmakta.

Türkiye olarak, 2013 yılı elektrik üretimimizin, %43,8’i doğal gazdan, %25,4’ü kömürden, %24,8’i hidrolikten, %2’si sıvı yakıtlardan ve %4’ü yenilenebilir kaynaklardan elde edilmiş durumda. Ülkemizde 2013 yılı itibari ile, 3000MW kapasitesinde rüzgâr enerjisi santrali bulunmakta. 2012 yılındaki kapasite ile karşılaştırıldığında, %30’luk bir büyüme sağlanmıştır. Büyüme oranı yüksek gibi görünse de, Avrupa’daki ülkelerle kıyasladığımızda toplam kurulu güç olarak rüzgâr santralleri kurmakta geç kaldığımız görülmekte. Örneğin 2013 yıl sonu itibarı ile toplam rüzgâr enerjisi santralleri gücü Almanya’da 33.700 MW, İspanya’da 23.000 MW, İngiltere’de 10.000 MW, İtalya’da 8.500 MW ve Fransa’da 8.200 MW. Almanya, Türkiye’nin toplam enerji üretiminin yarısına tekabül eden gücü sadece rüzgâr enerjisinden karşılayabilmekte. 2013 yılı en çok rüzgâr enerjisi santralinin devreye alındığı yıl olmuştur. Buna rağmen, 2013 yıl içi kurulumlara baktığımızda, Türkiye, 646 MW ile Avrupa’da 7. sırada bulunmakta. Almanya 3.200 MW ile birinci sırada; İngiltere, 1.880 MW ile takip etmekte; Polonya, 890 MW ile üçüncü sırada yer almakta.

Almanya örneğine göz atmakta fayda var.

Öncelikle, 1998-2005 yılları arasında yenilenebilir enerji üretenler, devlet tarafından desteklenerek 15-20 yıla varan sabit ücretlerle enerji satma imkanına sahip oldular. Devlet garantisi sektöre inanılmaz bir ivme kazandırdı. Bunun ötesinde, 2005-2010 dönemi için hükûmet, ülkede bilimsel araştırmalar için 800 milyon Avroluk bir kaynak ayırdı. Ancak bu teşvikleri sağlarken, özellikle rüzgâr enerji santralleri izinlerinde türbinlerin yeryüzüne etkisi, kuş toplulukları üzerindeki etkisi ve turizm sektörüne olan etkisini de sıkı bir biçimde kontrol etti. Bu politikalar sonucunda, Almanya dünyanın en çok rüzgâr enerjisi üretebilen ülkelerinden biri olurken, 70.000 kişiye sektörde iş imkânı sağladı; edindiği bilgi ve deneyim ile dünyanın önde gelen santral üretici firmalarına sahip oldu ve bu alanda ciddi ihracat kabiliyeti kazandı.

Vizyon 2023 kapsamında, rüzgâr enerjisi kurulu gücümüzün 2023 yılına kadar 20.000 MW’a çıkarılması hedeflenmekte. Rüzgârdan elde edilen enerjinin hedeflenen oranda büyüyebilmesi için, bir yandan doğru stratejilerin belirlenmesine ve etkili bir icraatin gerçekleştirilmesine; öte yandan da uygulanabilir yaratıcı fikirlerin ve yenilikçi girişimlerin geliştirilmesine gereksinim var. Rüzgâr enerji santrallerinde yerli üretimin desteklenmesi, bu alanda AR-GE faaliyetlerine önem verilmesi, hem yurtiçi kurulumlarda ithalat gereğini ortadan kaldıracak, hem de ihracat ile Türkiye ekonomisine katkı sağlayacak bir hamle olacak. Özellikle üniversite-sanayi iş birlikleri ile bu alan desteklenmeli.

Rüzgâr enerji santrali yatırımlarını geciktirmeyecek, zorlaştırmayacak ve de maliyetleri artırmayacak süreçlerin tespit edilmesi, sektörün geleceği için büyük önem taşımakta. Ne gibi yenilikçi süreçler geliştirilirse, daha etkili sonuçlar elde edilebileceği üzerine kafa yormakta fayda var. Hatta, devlet ve ilgili kurumları ile sektör temsilcileri ve oyuncuları arasındaki iletişimin etkili olmasına dair de fikirler geliştirilmeli, ki ilgili her paydaşın vizyon ile uyumlu hale gelmesi sağlansın.

Harçların artması, bürokraside yaşanan zaman kayıpları, gerekli izinlerin alınması için birçok kurumdan görüş alınması, lisansların iptal olabilmesi gibi sektörde yaşanan problemlerin önüne geçebilmek ve alternatif çözümler üretebilmek üzere kök neden analizi yapmak, problem çözme tekniklerini kullanmak ya da farklı yaklaşımlarla yeni çözümler geliştirmek pek âlâ mümkün.

Teknolojik yeniliklerin kullanımı göz ardı edilmemeli.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının devreye girmesiyle birlikte dağıtım şebekelerinin daha karmaşık hale gelmeye başlaması akıllı şebeke çözümlerine duyulan ihtiyacı artırmakta.

Bakınız, günümüzde rüzgâr enerji santral tarlalarının artık denize kurulması gündemde. Bu tip yaratıcı ve yenilikçi konseptleri yerelde geliştirebilmek ya da geliştirenlerle iş birliği yapabilmek önemli açılımlar sağlayabilir. Rüzgâr ve güneş gibi enerji kaynaklarının aynı sürekliliğe sahip olmamasından dolayı, enerji üretimi ve tüketimindeki dengenin en uygun seviyede tutulabilmesine dair yaratıcı ve yenilikçi fikirler geliştirilmesine odaklanılabilir.

Paydaşlar hem çevre değişikliklerini önceden tahmin etmek, hem de güçlü bir rekabet ortamında üstünlük sağlamak durumunda. Hem düşük maliyetli, hem değer yaratan rüzgâr enerjisinin nasıl üretilebileceği sorusuna yenilikçi çözümler geliştirilebilmeli.

Yayın: ICT Media Enerji, Temmuz 2014