2040’lara doğru küresel enerji pazarının gelişimine dair öngörülerde bulunan Dünya Enerji Sektörünün Görünümü 2015 (WEO-2015) Raporu, hükûmet politikalarının enerji sektöründeki büyüme hızı ve sera gazı emisyonu konusundaki rolünü de ortaya koymakta. Enerji talebinin 2040 yılına kadar bugünkü seviyesinin üçte biri oranında daha artacağı öngörülmekte ve talep büyümesinin önemli kısmının OECD-dışı ülkelerden geleceği belirtilmekte. Amerika’nın 1960’lardan beri en düşük enerji talep seviyesinde olduğuna, Avrupa’da da enerji talebinde düşüş yaşanmakta olduğuna dikkat çekilmekte. Çin gibi pazarların ekonomilerinde yapısal değişimler yaşandığı ve belli ülkelerin talepte doyuma ulaşmış göründüğü, hemen tüm ülkelerin enerji verimli teknolojilere odağını artırmış olduğu da altı çizilen gelişmeler arasında.

WEO-2015 Raporu’na göre, dünya enerji sektörüne yapılacak yatırımların, önümüzdeki 25 yıllık dönemde 68 trilyon dolarları bulacağı belirtilmekte. Bu rakamın %37’sini petrol ve doğal gaz tedariği oluştururken; %29’unu enerji arzı ve %32’sini ise son kullanım verimliliği oluşturacak gibi görünmekte. Güç üretim kapasite yatırımının %60’tan fazlasının ise yenilenebilir enerjiye gideceği düşünülmekte. Yenilenebilir enerji yatırımlarında başı Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan çekmekte. Ulaşım ve yapı sektörünün başı çektiği enerji verimliliği yatırımları önemini korumakta.

Dünya Enerji Konseyi (WEC)’nin yayınladığı Geleceğin Enerji Liderleri (FEL) perspektifinden 2015 Dünya Enerji Sorunları Görünüm Raporu, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği konularına daha fazla vurgu yapmakta. Özellikle iklim çerçevesi, uluslararası bazda topyekûn bir taahhüdün ve işbirliğinin bulunmaması ve ayrıca ulusların heterojen politika çerçevelerinin kıyaslanma ve denkleştirilme zorluğu gibi konular iklim değişikliği sahasındaki belirsizliklere katkıda bulunmakta. FEL’in Raporu’nda enerji-su ve gıda eksenlerine çok daha fazla vurgu yapılmakta. FEL, elektrik depolamadaki gelişmelere çok daha fazla önem atfetmekte. Ancak, bu tür teknolojilerin gelişimi ancak yenilikçi enerji mevzuatının benimsenmesi ile mümkün olmakta. FEL enerji fiyatları ve enerjiye erişim ve satın alabilme konuları kadar, yenilenebilir enerji ve enerji verimli sistemlerin geliştirilmesi ve kurulumu konularına da vurgu yapmakta.

Deloitte tarafından yayınlanan ‘2015 Küresel Elektrik Enerjisi Sektörünün Geleceği’ Raporu, elektrik enerjisi sektöründe yer alan kurumlar için önümüzdeki dönem trendlerini sıralamakta. Kurumların, fiyat dalgalanmaları ve sürekli değişen çevresel etkenlerden minimum düzeyde etkilenmeleri için, daha ‘esnek’ stratejilerle üretim portföylerini optimize etmeleri, eğilimlerin başında gelmekte. Akıllı şebekelerle gerçek zamanlı altyapı yönetiminin, güvenilirlik, ulaşılabilirlik ve etkinlik anlamında önemi belirtilmekte. Akıllı şebekeler ve yenilenebilir teknolojilerin geliştirilmesi ve daha düşük maliyetlerle yenilenebilir enerji kapasitesinin kurulabilmesi, dağıtık üretimin daha uygun fiyatlı olmasının yolunu açmakta. Önümüzdeki yıllarda, enerji sağlayıcı kurumlar, müşterinin değişen ihtiyaçlarını anlayan çözümler geliştirmek durumunda. Enerji fiyatlarının düşebilmesi için kurumların süreçlerinde verimliliği ve etkinliği artırması gerekmekte. Dünyanın birçok bölgesinde enerji sektörüne ilişkin regülasyonların çevre, hizmet kalitesi ve tedarik süreçlerine odaklandığı dönemde, enerji şirketlerinin, düzenleyici değişikliklerini öngörebilmesi ve iş modellerini uyarlamak yoluyla rekabet avantajı sağlamaları önerilmekte. Kimi şirketlerin nakit akışını sürdürülebilir kılması için, rekabet avantajına sahip olacakları uluslararası piyasalara açılması salık verilmekte. Elektrik sektörünün geleceğinde teknolojik inovasyonun rolü büyük olacağı vurgulanmakta. Kamu teşvikleri, tüketici talepleri, daha etkin bir varlık yönetimi ihtiyacı gibi faktörler ise, pek çok kurumu, yeni modeller geliştirmeye itmekte. Enerji firmalarının daha karmaşık, veriye dayalı ve akıllı teknolojileri benimsedikçe, kurumların analitik, yönetsel ve ticari yetkinliklere sahip profesyonellerin istihdamına odaklanacağı da ön görüler arasında.

WEO-2015 Raporu’nun sağladığı istatistiki verilere göre, küresel ölçekte, Çin ve Orta Doğu’nun başı çekeceği, doğal gaz talebinde %47 gibi ciddi bir büyüme olacağı hesaplanmakta. 2040’a kadarki dönemde petrol üretiminin %12’ler düzeyinde artması beklenmekte. Toplam enerji üretimi içinde kömürün payının %30’lara düşmesi beklenmekte.  Kömür üretiminde önümüzdeki yıllarda en yavaş büyüme gösteren yakıt türü olacağı, 2040’larda küresel üretimde 10%’lar seviyesinde artış göstereceği vurgulanmakta. 2040’ta petrol ve kömürün toplam olarak küresel enerji karmasının %9’unu oluşturacağı, yenilenebilir enerji payının 5 puan daha artacağı ve gaz ve nükleer enerjinin 2 puan artacağı saptanmakta.

Dünya doğal gaz üretiminin uzun vadede gündemde kalacağı ve 2040 itibarı ile 5.2 trilyon metreküp seviyesinde olacağı hesaplanmakta. Yenilenebilir-temelli enerji üretiminin Avrupa Birliği’nde %50’lar, Çin ve Japonya’da %30’lar, Amerika ve Hindistan’da %25’lerin üzerinde olacağı belirtilmekte. Asya’nın, bölgesel kömür ticaretinin %80’ini, petrolün %75’ini ve doğal gazın %60’ını elinde tutacağı öngörülmekte. 2020’ye varmadan Çin’in en büyük petrol ithalatçısı olması, 2035’te de Hindistan’ın hemen ardından ikinci sırayı alması beklenmekte. 2020’lerin ortasında Kuzey Amerika’nın petrol üretim ve tüketiminin başa baş geleceği düşünülmekte. Hal böyleyken dünyada, yoğunluğu sahra-altı Afrika olmak üzere, 550 milyon kişinin hala elektriğe erişiminin olamayacağı ön görülmekte.

Yayın: ICT Media Enerji, Aralık 2015