Johnson & Johnson, sorunlara ve fırsatlara “tasarım düşüncesi” prensiplerini uygularken tasarımcı, araştırmacı, stratejist ve operasyondan sorumlu kişileri bir araya getiriyor.

“Toz olmaktansa, kül olmayı tercih ederim…

İnsanın tam anlamıyla işlevi var olmak değil, yaşamaktır.

Yaşadığım günleri uzatacağıma, zamanı iyi kullanmayı tercih ederim.”

Jack London.

Haziran ayında ziyaret fırsatı bulduğum Johnson & Johnson’ın New York Ofisi’nde bizi büyük bir Postere yazılı Jack London’ın sözleri ile karşıladılar. ‘İşleyen demir ışıldar’ sözüne inanan atalarımızın kulaklarını çınlatırcasına.

1886 yılında kurulan dev bir firma, yenileşimi nasıl yorumluyor? Tıbbî tüketici ürünleri, tıbbî cihazlar ve ilaç konusunda uzmanlaşmış Johnson & Johnson’ın kurumsal vizyonu: “dünyayı önemsemek, tek tek, kişi kişi’. Vizyona giden yol yenileşimden ve iş birliklerinden geçiyor. Ama önce insandan. Ana temaları sağlık, tüketiciye kadar ulaşan tıbbî cihazlar.

Global Tasarım Stratejileri Direktörü ‘tasarım düşüncesinin geleceği ve iş birliği’ konusunda neler yaptıklarını aktardı. Ana işleri, endüstriler arası strateji tasarımı. Bu amaçla, tasarım araştırması yapmaktalar; paydaşlarla ortak çalışmalar gerçekleştirmekte ve ‘çerçeve’ ortaya koyma çabasındalar.

Dört odak noktaları söz konusu:

  • Marka değeri
  • Yenileşim
  • Kültürel değişim
  • Çevresel sürdürülebilirlik üzerinde somut etki oluşturabilmek.

Markalarının ‘her Allah’ın günü milyarlarca insana dokunduğunun’ bilincindeler. Aslında yaptıklarının, ‘üründen hizmete kullanıcı deneyimini tasarlamak’ olduğunu vurguluyorlar. Evet, Johnson & Johnson son derece farkında: gelecek ‘deneyim ekonomisi’ üzerine inşa ediliyor. Deneyimi tasarlarken amentüleri ise, ‘ekonomiklik, sosyallik ve sürdürülebilirlik’.

Örneğin, Brezilya’da bir Sivil Toplum Örgütü ile iş birliği yaparak, çöplüklerden çöp toplayarak yaşayanların durumunu iyileştirmek, bu arada geri dönüşüm konusunda nitelikli projeler yapmak gibi toplum projelerine girişmişler.

Tasarım ofislerini de fildişi kulede değil, bilfiil tüketicilerin bulunduğu yerlerde kurmuşlar. Global tasarım stratejilerinde bir yandan insanları önemser ve Müşterilerine değer sunarken; öte yandan, tasarımın mevcut süreçlerine nasıl entegre edileceğini düşünmekteler. Tasarım düşüncesi prensiplerini süreçlere gömmek, ortak-geliştirme (co-creation), kullanıcı deneyimini toplam fotoğrafın bütünleşik parçası haline getirmek… Tüm uğraşıları bu konular etrafında.

Tasarım işini iş planı süreçleriyle ve ürün portföyleriyle son derece iç içe geçirmişler. Tedarik zincirinde ‘yaşam-döngüsü yönetimi’ kavramını hayata geçirmişler; yine strateji ve iş planlaması ile iç içe geçirerek…

Tasarımdan bahsediyorsak, en az tasarım kadar ‘hayata geçirme’ süreci de önemli.

Peki, hayata geçirmek için gerekli finansal kaynakları nasıl güvence altına alıyorlar? Kimi zaman tasarıma odaklanmak ve hayata geçirebilmek için gerekli fonları stratejik planlarının bir parçası olarak ele alırken, kimi zaman da bağımsız olarak ‘birleşme ve satın alma’ mekanizmalarını işletmekteler.

Sorunlara ve fırsatlara ‘tasarım düşüncesi’ prensiplerini uygularken, tasarımcı, araştırmacı, stratejist ve operasyondan sorumlu kişileri bir araya getiriyorlar. Örneğin, rujların tüp kısmını çevreye zarar vermeden elden çıkarma konusundaki tasarım çalışmaları için kendi satış birimleri ile iş birliği yapmışlar.

Şirketleri bir Müşteriden ziyade iş ortağı gibi gördüklerini ve iş birliği içinde çalıştıklarını vurguladılar. Aynı şekilde tedarikçileri ile de yoğun iş birliği içinde çalışıyorlar. Çalışanların katılımı (engagement) ve görünürlüğüne özel olarak eğiliyorlar. Yoğun atölye çalışmaları sayesinde birlikte düşünme, birlikte tasarlama ve geliştirme ortamlarını oluşturuyorlar.

Global Tasarım Stratejileri Ekibi, dünyanın dört bir yanında atölye çalışmaları düzenlemekte, radikal yenileşim ötesinde ‘kalite geliştirme’ çalışmalarına da odaklanmaktalar. Sadece ‘ne’yi değil, ‘nasıl’ı da ölçümlemekteler. Öğrenen organizasyon kavramına inanıyorlar, paydaş katılımını daha da iyileştirmek, kanalları etkili kullanmak, diyalog ortamlarını artırmak üzerine çalışıyorlar. Tasarım prensiplerini İnsan Kaynakları Birimi’ne de uygulamışlar. Kültür değişimini sağlamak için, performans, gelişim ve liderlik konuları üzerinde durmaktalar.

Ofis ortamında ‘oyun’ hissi oluşturabilmek amacıyla, ‘yaparken düşünme’ tasarım metodunu uyguluyorlar. Diyaloglar, fikirlerle beslenerek olgunlaşan posterler bu yaklaşımın kanıtları.

Yayın: OPTİMİST Eylül 2013

* * *