Almanya, enerji konusundaki gelişmelerle dikkat çekiyor.

Karbondioksit gibi sera gazı salınımlarını 2020’ye kadar %40, 2050’lere kadar ise %80 oranında azaltmayı amaçlamakta. Amaca giden yol mâlum… Enerji gereksinimini yenilenebilir kaynaklardan temin etmeye yönlenme. Almanya, 2020’ye kadar enerji ihtiyacının %35’ini, 2050’de %80’leri seviyesinde yenilenebilir kaynaklardan karşılama çabası içinde. Gelin, hikâyesine birlikte göz atalım…

1960’lı yıllarda ülkelerin petrol üretimi tavan seviyelere ulaşmaya başlamış; petrol fiyatları yükseldikçe maliyetler de artmaya başlamıştı. Sonunda 1973 petrol krizi baş gösterdi. Bunu, İran Devrimi ile tetiklenen 1979 enerji krizi takip etti. Daha o günlerden, fosil kaynaklı yakıtların maliyetinin artması ve belli kısıtlarının bulunması, alternatif enerji kaynaklarına olan ihtiyacın sinyallerini vermekte idi. 2. Dünya Savaşı’nın etkilerini yaşayan bir toplum olarak Almanya, nükleer enerjiye de sıcak bakmıyordu. 1970’lerin ortalarından itibaren yenilenebilir enerjiyi uzun vadeli stratejilerine işlemeye başladılar. 26 Nisan 1986 günü yaşanan Çernobil faciasının dramatik etkileri de, daha çevreci, yenilenebilir ve güvenli enerji kaynaklarına doğru yönlenme tezlerini iyice kuvvetlendirdi. Freiburg Uygulamalı Ekoloji Enstitüsü, 1980 yılında ‘Enerji Devrimi’ Çalışması’nı yayınladı. Bu çalışma baz alınarak, muhtelif senaryolar oluşturuldu. Ancak, en az stratejiyi geliştirmek kadar, hayata geçirmek de önemli idi.

Peki, stratejilerini nasıl hayata geçirdiler? Tamamıyle hükûmet politikalarının uygulanması, yani bir bakıma yukarıdan aşağıya bir yaklaşım mı idi? Aksine, tam anlamıyla etkili bir ‘dönüşüm yönetimi’  uyguladılar. Yenilenebilir enerji dönüşümünde yenilikçi bir strateji ile sade vatandaştan, küçük işletmelere; politikacılardan, sanayi devlerine kadar herkesin bu değişimde birer paydaş haline gelmesini sağladılar. Bu katılımcı yaklaşım sonucunda, tam bir tekel olan elektrik piyasası, 1998 yılı itibarı ile liberalleştirildi. Konu, bir diretme değil, ‘kazan-kazan’ projesi haline gelmiş oldu. Öylesine geniş katılım sağlandı ki, yenilenebilir enerji işinde 2012 yılı itibarı ile 386.000 kişi çalışır, 1 milyon kişi bireysel olarak kendi enerjisini üretir oldu; toplam sektör hacmi 11,6 milyar dolar seviyelerine ulaştı. Tüm bu süreçte girişimci ve yatırımcılar, kararlı ve istikrarlı politikalar ile desteklendi ve korundu. Yenilenebilir enerji, tüm toplum için enerji giderlerini azaltan ve hatta bir kazanç aracına dönüştürüldü.

Schönau kasabasının hikâyesi, katılımcı yaklaşımın nasıl yenileşimi ve buna bağlı olarak başarılı değişimi mümkün kıldığına güzel bir örnek teşkil ediyor. Kasaba halkı, 1997 yılında aralarında para toplayarak kendi şirketlerini kuruyor ve elektrik dağıtım hatlarını satın alarak, kasabanın elektrik tedarikçisi haline geliyor. Kasabayı tamemen yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerji ile beslemek istiyorlar. Amaçlarını, rüzgâr türbinleri, çatı ve bahçelerdeki güneş panelleri ile gerçekleştiriyorlar. Hatta civardaki en büyük bina olan kilisenin çatısını bile tamamen fotovoltaik panellerle kaplıyorlar. Kasaba, dönüşüm projesi sayesinde, gün geçtikçe büyüyor ve hâlihazırda civar mahallere da hizmet sağlayan 138.000 aboneli bir enerji şirketi halini alıyor.

Bu ve benzeri yenilikçi stratejiler ve başarılı uygulamalarla Almanya, 15 yıl gibi bir süre içinde, yenilenebilir enerji üretim payını dört katına çıkardı.

Toplumsal katılımın tesisi sayesinde, değişim projelerinde genelde yaşanan geçiş dönemi sancıları, Almanya’da yaşanmadı. 2012 yılında yapılan bir anket çalışması yenilenebilir enerji politikalarına olan desteğin %93’ler gibi rekor seviyelerde seyrettiğini ortaya koydu.

Yenilenebilir enerji alanındaki başarıları, Almanya’nın hızını kesmedi.

Zira, başarının süreklilik ve sürdürülebilirlikten geçtiğini biliyorlardı. Alman hükûmeti, 2010 yılında “Energiewende” (enerjide dönüşüm) diye adlandırılan ‘Enerji Devrimi’ni başlattığını ilan etti. Böylesi bir geçiş, bir ağır sanayi ülkesinin gerçekleştirdiği en iddialı girişim olarak kabul edilmekte.

Kıssadan hisse… Güçlü ve net stratejiler geliştirmek, katılımcı ve yenilikçi yaklaşımlarla beslenen bir dönüşüm süreci yaşamak ve hedefleri kararlı biçimde hayata geçirmek; sadece enerji gibi yaşam açısından elzem bir konunun değil, aynı zamanda ülkelerin sürdürülebilirliği açısından da kritik öneme sahip.

Yayın: ICT Media Enerji, Ekim 2014